Şu Dünya ne garip?
Çağlar
boyu insanlığa hizmete adanmış hayatlar sürmüş, yaşamının merkezine
hizmet arzusunu koymuş bir tane bile gerçek İnsan tanımadım ki,
devrinde hak ettiği sevgi ve saygıyı görmüş olsun.
Tarih, insanoğlunun çok sonradan fark ettiği gerçeklerin ardından utançlarını gizlemek ve günah çıkarmak için süslü sözlerle , övgülerle donatarak yüreklerini rahatlattıkları bir masaldan ibaret.
Sevgimizi
daima bu güne ve onun asla kıymetini bilmeyenlere vermeye
meğilliyizdir. Fakat bu arada gerçek sevgiyi aradığımızı da dilimizden
düşürmeyiz.
Hiç
değişmemek isteriz. Hiç değişmemek ama hayatımızın mükemmel bir şekilde
değişmesi. İşte bir başka gariplik daha. Bizi değiştirmeye kalkanlar
mutlaka cezalandırılırlar. Önce sevgisizlik ve arkasından
saygısızlıkla.
Hani bahsettiğim, zamanında kıymeti bilinmemiş insanlar var ya, onlar
hep bir şeyleri değiştirmek uğruna yaşayanlar ve bunu da başaran
insanlardı. O insanlar, zamanlarında sevilmediler. Belki bir bilim
adamıydı belki sanat beklide din. Düşünürdü, devlet adamıydı, kaşifti.
Sevilmediler. Sevilemezlerdi. Değiştirmek istedikleri vardı ve değişmek
istemeyenler. İstemeyenler daima daha çoktu.
Şimdi farklı mı?
Ve hepimiz sevgimizi bu güne verdik. Ve yarından hep mükemmellikler bekledik. Gerçek tarih bu.
İnsanların kendini beğenmiş gözleri asla gerçek güzelliği seçebilecek
bir dizayna sahip olmadı. Sadece Gönül denilen çok ama çok zayıf bir
ses. O da ,düşünce metropolünde sokaktan gökdelenin en üst katına
kendini duyurmaya çalışan birinin sesi gibi.
Düşünce metropolünden gönül köyüne beni davet eden kişiydi, Cenap Başman.
O kadar sade ve iddiasız ama bir o kadar kararlı bir şekilde.
Yemyeşil, kuş seslerinden ve ağaçların hışırtısından başka bir
gürültünün olmadığı o köyde, tek katlı bir evin çatısında bile olsanız,
gönülün sesini duyabilirdiniz. Her ihtiyacınız olduğunda kolayca
ulaşabilirdi size.
O
Gönül köyünün varlığından bile haberimiz yokken, bize önce onun
varlığını fark ettirmek için yıllarını harcayan ve hemen ardından bize
o köye kadar eşlik eden gönül işçisinin adıdır Cenap Başman.
En
iddialı sözün ben tanrıyım demek olduğunu düşünürdüm. Ve tanrılık
payesine bulurdum kusuru. Kutsal değerlere saygısızlık kabul ederdim.
Kör ve sağırca.
Asıl iddialı olan "ben" demekmiş. Ben tanrıyım demekteki kusur tanrıda değil benlik' teymiş. Ben ve sen varken nasıl bir tanrıdan bahsedilebilir. Tanrıdan bahsedilirken nasıl ben ve sen kalır.
Ben Tanrıyım derken asıl kusurun Tanrı olmakta değil benlikte olduğunu öğreten bilgedir Cenap Başman.
Hayatım boyunca gördüğüm en parlak elmas, tanıdığım en sadık dost, en
fedakar baba, en verici anne, en masum çocuk, en düşünceli arkadaş ve
tanıdığım en yalnız insandır Cenap Başman.
Biliyorken bilmiyormuş gibi davrana bilir misiniz, yaşıyorken yaşamıyormuş gibi..
Böyle bir yükün altında. Sadece yükün altında geçen yıllara, zafere değil yola adanmış bir yaşam...
Bir
melek hakkında söyleyebileceğimiz, tek bir fena söz olamayacağını
düşünürüz hepimiz. Peki gerçekten bir melek, gerçek bir melek
görseydik, O'nu gerçekten tanıya bilir miydik?
TOLGA FİLİK