

Üstat olmak, insanlara doğru olanı göstermek, öğretmek zor bir meziyettir. Ancak üstatla yaşamak daha da zordur. Hakikat kapıları, üstatlar ile ardına kadar açık olduğu gibi vizyonların kapısı da sonuna kadar açıktır. Zira Üstat dev bir ayna gibidir. Bu ayna insana sadece forumunu göstermez kendini kendi yaptığını sandığı ne varsa varlıkça yaşamaya çalıştığı sevgisi, aşkı, hoşgörüyü, mütevazılıği, kıskançlığı, kibir, nefreti, öfkeyi, hırsları, bencilliği, ihtirasını en keskin ayrıntısına kadar gösterir.
ÜSTATLAR GÖSTERİR GÖSTERMESİNE DE GÖREN GÖZLER GÖRDÜKLERİNİN, KENDİLERİNİ GÖRDÜKLERİNİN FARKINDA OLURLAR MI BİLİNMEZ!
Üstat ile yaşamak, üstattan yakın plandan tasarruf sistemlerinin
icaplarına uygun olarak tasarruf görmek elbette büyük bir lütuftur
öğrenci için. Bu lütufu kabul etmek lütufun lütuf olduğunu bilmek ve
lütufun hakkını vermek gerekir. Öğrencinin bu durumu iyi
değerlendirebildiği sürece niceliği ve niteliği artacaktır. Kendi
öz'üne vasıl olabilecektir. Üstatlar tarafından uzatılan ele el
uzatabilmek, elini tutabilmek için cesaret ve yürek ister. Uzanan ele,
el uzatmaya karar vermek bile varlığın kendi öz gelişim poreçesinin bir
üst aşamada giderek artırma arzusunda olduğunu gösterir. Öz, öz yaratım
planeti olan dünya da sahip olduğu bütün haslet keyfiyet ve değerlerini
yaratıya geçirme arzusunda iken yeryüzü temsilcisi ve uydusu olan
İnsani bilinç potansiyelinin sahip olduğu ego potansiyelinin aktifliği
ile sekteye uğrayabilmektedir.
Ego potansiyelinin aktiflik planı, oluşturulan kişiliğin kayıtlanışı,
şartlanışı ve buna bağlı olan değer Yargılarıyla birlikte oluşturmuş
olduğu kaile alışlarının zafiyet gösterdiği noktalardan etki ederek
üstat tarafından tasarruf altına alınan varlığın tasarrufu hakkıyla
kesp edememesine sebep olmaktadır. Bunun altında yatan neden ise
Öğrencinin hayranlık ve saygı duyduğu Üstadını akıl yoluyla anlamaya
çalışmasıdır. Nitekim Öğrenci öğretmeninin her hareketinin altında
yatan sırrı akıl yordamıyla kavramaya ve anlamaya çalışması eksik
algılayışları, kabul edişleri ortaya çıkaracağı gibi çoğu zaman da
hatalı adım atmalarına neden de olabilmektedir. Buradaki ince ayrıntıyı
hemen belirtmek isterim. Derin düşünce ile beşeri düşünceler arasında
ki ayrımı yapmak lazım. Kadim dönemlerden beri insiye edilecek olanın,
derin düşünceyi gerçekleştirebileceği ortamlar ve koşullar hazırlanmış
olup buna teşvik edilmişlerdir. Derin düşünce varlığın; kendi öz'üyle
gerekli olan, en azından bağlı bulunduğu planla irtibata geçip hakiki
insiyasyonu gerçekleştirmesi için bir nevi ön hazırlıktır.
Akıl yordamıyla kavranmayan ve öğrenci tarafından "açıkta kalan
noktalar" giderek varlıkta teşevvüş hali yaşamasına sebep olmaktadır.
Ve teşevvüş halinin yoğun planda yaşanmaya geçilmesiyle öğrenci ile
Üstat arasında oluşturulan iletişim bağları giderek kopup Üstadın
Tasarrufları o varlık için giderek geri çekilir. En son aşamada da ise
öğrenci ile Üstad'ı arasındaki bütün bağlar kopar. Böylesi durumda
Öğrencilerden çok öğreticiler en mağdur duruma düşen olur. Üstadı
olmayan öğrencinin manevi yolda ilerlerken ona yeni bir öğretici tayin
olur ve çoğunlukla da yeni öğretici öğrencinin gitmek istediği yoldan
başka bir yola sapmasına vesile olur. Peki, Öğrenci ve üstat arasında
iletişim nasıl olmalıydı. Yine kadim öğretilerde insanlara öğretildiği
gibi "aynı ölünün ölü yıkayıcısına teslim olduğu gibi teslim olun
üstadınıza". Elbette bu hepinize çok zor bir durum gibi gelebilir.
Çünkü manevi rehberlerin öğreticiliği görülmeyenin ötesindeki
varoluşlar ile alakalıdır. Ve beş duyu sistemiyle hareket eden formlar
içinde devinen bilinçler için, beş duyularıyla farkına varmadıkları
"gerçek" değildir! Doktrini vazgeçilmezdir.
Bütün
bu anlattıklarımın Üstad Ö.Cenap Başman ile alakası nedirin cevabı ise
Sevgili üstadımın yanında yıllarca yaşamış olup tanıklık ettiğim birçok
hadisenin genel özetidir. İçten biri olarak Üstadın öğretimine mazhar
kalmış bir çok varlığın, üstadını akıl ile anlamaya çalışması,
öğretinin her bir noktasında kendi varlıklarına payeler çıkarmaları
veya eksik, yanlış anlamalarında, kendilerine uygun mantaliteye
oturtmalarından kaynaklanan teşevvüş halleriyle Üstadından ve üstadının
verdiklerinden ayrılanların ve aldığı tedrisatı çarpıtanların hallerini
görüp dışta ki yansımalarının bir o kadar da nasıl farklı olduğunu
seyrettim.
Tüm bunlara rağmen hakikat kapısının daimi açık olması, dim dik ayakta olması şaşırtıcı olmasa gerek...
Üstad Ö. Cenap Başman'ın hakkında dergilerde, gazetelerde,
televizyonlarda, internet sayfalarında olumlu ve olumsuz bir çok
makaleler yazıldı ve haber yapıldı. Hepsini
Üstat Ö. Cenap BAşmanı'ın cevapsız bırakması "sükut ikrardan gelir"
ifadesine uygun olarak kabul edildiği sanıldı. Ancak Sessizliğin
altında yatan sırrı hiç kimse anlayamadı ve anlayamazda.
Verilecek cevaplar çok çürütülecek iddialar çok. Neticede Üstat
tarafından cevapsız kaldı ve kalmaya devam edecek. Kendi inanışıma göre
bütün bu ithamların, iftiraların, yargıların sükut edeceği dönem
yaklaşıyor.
Hepimiz
Hakikatin sırlarının nasıl açıldığını birlikte göreceğiz. Sabır, tam
teslimiyet, güven, inanç, sadakat, varılması hedeflenmiş olan noktaya
varılması için çekilmesi gerekenleri çekmek ve hedefe ulaşmak yaşanılan
bütün bu zor anların yegane ödülüdür.
Üstat ise resmin
bütününü gören olarak neyin nereden kaynaklandığını, oluşan bunca
hadisenin ve buna müsebbip olanların orijinlerini, yaşanılanların
neticesine bütün alternatifleriyle bilen ve yaşayan olarak sessizliğin
altındaki hareketleri yaratmaktadır.
Birinci
dereceden yakın olan ben Üstadımı tamamı tamamına kavrayabildiğimi
söylemem ne derece doğru olur bilemem. Anladığımı zaten söyleyemem
hakikatin elçilerini anlamak kavramak çok zordur hatta imkânsızdır.
Ancak yaşamaya başladığım an Üstadımı anlamış ve kavramış olacağım
kendi cirmi yetimce. Üstatla yaşamak ateşten gömlek giymek gibide olsa
o ateşe alışmış olan birisi için gömleği bir anlık bile olsa çıkarmaya
çalışmak, çıkaranın üşümesine sebep olmaktadır.
Üstadımı şahıs olarak değil akışa geçirdiği bilgiler ile bakış atmak
belki de en doğrusu. Şahıs olarak ele alınmaya başlandığında ise
mentaliteye dayalı olarak oluşturulmuş mantık prosedürleri devreye
girer ki böylesi ele alınışların eksik olduğunu daha öncede
belirtmiştim.
Gelmiş geçmiş bütün büyük üstatların yaşamları incelendiğinde,
Üstatların şahıs olarak ele alınması onların varlıklarına zeval
düşürülmesine sebep olmuştur ve olmaktadır.
İNSANİ AKIL DAİMA ŞAŞAR OLDUĞU İSPATA GEREK DUYULMAZ BİR HAKİKATTİR.
EYLEM BAŞMAN